Google'ın Yaptığı Ne Kadar Etik?

Reklam, Google, AdWords, İnternet Reklamcılığı


Blog servisimiz Inube.com'un tanıtımı için şimdiye kadar bir çok kez internet sitelerine reklamlar verdik. Bundan yaklaşık bir sene önce bir süre için Google AdWords aracılığı ile reklam vermiştik. AdWords'tan duyduğumuz bazı rahatsızlıklardan dolayı kısa bir süre sonra Google aracılığıyla reklam vermekten vazgeçip internet sitelerine birinci elden reklam vermeye karar vermiştik. Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık ülkelerinden ziyaretlerin azlığından şikayet ettiğimiz bu günlerde reklam çalışmalarını sadece bu ülkelere kaydırmaya ve tekrar Google AdWords aracılığıyla reklam vermeye karar verdik. Dün akşam saatlerinde, Google AdWords'ta yeni bir reklam grubu başlattım. Anahtar kelimelerini seçtikten sonra AdWords anahtar kelimelerini aktifleştirmem için teklifi arttırmamı ve ortalama 0.05$ değerine getirmemi istedi. Anahtar kelimeleri için teklifleri 0.05$'a arttırdım ve tekrar giriş yapmadım. Bu sabah raporları incelemek üzere AdWords'a giriş yaptığımda gösterimin durduğunu ve sistemin teklifi arttırmamı istediğini gördüm. Benden talep ettikleri yeni teklif 0.20$. Yarım gün içerisinde reklamın değeri dört katına çıkartılıyor. Diğer reklam verenlerle rekabetten ötürü bu fiyatın arttığını düşünmüyorum. Eğer bu anahtar kelimeleri için reklam verenler o kadar çok olsaydı zaten benden talep ettikleri ilk fiyat 0.05$ seviyesinde olmazdı. Yarım gün içerisinde tüm reklam verenler sıkı bir rekabetle bu fiyatı dört kat yukarıya taşımamışlardır sanırım. Önceki yıl AdWords'tan aynı sebeple vazgeçmiştik. O zamanlar başlattığımız reklam gruplarında fiyatı yaklaşık bu seviyelerden 0.55$'a kadar çıkartmıştık. Biz bir inatlaşmayla paramızı savurmaya devam ederken, istenen teklifler de giderek komik rakamlara yükselmeye devam ediyordu. Biz Google'ın aramalarında reklam verenler listesinin en başında bulunan Blogger'ın üstüne çıkmak için daha fazla ödemeye devam ederken, Google da kendi servisi olan Blogger'ın reklamını sıfır maliyetle yapmaya devam ediyor ve bununla da kalmayıp bize rekabetin pahalı bedelini ödetmeyi sürdürüyor. Henüz AdWords reklamlarımızın ilk günü dolmamışken, geçen sene aldığımız isabetli kararı tekrarlıyor ve AdWords'tan son kez vazgeçiyoruz.

29 Dec 2007

(2)



İnternet Aktivitelerim ve "Ben Olmayan Benler"

Ben Olmayan Benler, Emre KURNAZ


Her ne kadar bir blog servisi (Inube) üreticisi ve sahibi olsam da bu sanal günlüğüme fazla zaman ayıramadığımın farkındayım. Blogumla fazla ilgilenemememin başlıca nedenlerini iş yoğunluğum ve bu yoğunluğun içerisinde her saniye aklıma yeni fikir ya da işler gelirken doyurucu metinler yazmaya fırsat bulamamam olarak sıralayabilirim. Kendi günlüğüme bile zaman ayıramazken diğer internet mecralarında vakit geçirmem de pek söz konusu olmuyor. Kenar çubuğu araçlarındaki "üyeliklerim" sekmesinde de görebileceğiniz gibi üye olduğum sitelerin sayısı 3-4 taneyle sınırlı. Okuyucu olarak vaktimin çoğunu da Inube sayfalarında ve bazı haber sitelerinde geçiriyorum. Hangi sitelerde vakit geçirdiğim - daha doğrusu vakit geçirmeye çalıştığım - konusunda sizleri bilgilendirmek için bu kutucuğu oluşturmak durumunda kaldım. Çünkü arkadaşlarım ve beni tanıyan bazı kişilerden, birtakım internet sitelerinde ve forumlarda "Emre KURNAZ" adıyla yorumlar yapıldığının ya da içeriklerin var olduğunun duyumunu aldım. Ancak bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar az miktarda blog ve siteyi takip ediyorum. Bu bloglar da yakından tanıdığım meslektaş, arkadaş ya da bazı iş adamlarına ait bloglar. Buna rağmen fazla yorum yapmayı sevmeyen bir okuyucuyum. En fazla aktif olduğum Cember.net ağında bile en son ne zaman forumlara katıldığımı hatırlamıyorum. Yani internette diğer sitelerde gördüğünüz Emre KURNAZ'ların aslında ben olmadığımı belirtmek isterim. Benimle aynı isim ve soyismini taşıyan fazlaca adaşım mevcut :) Aynı ismi taşıdığımız bu "ben olmayan benler" ile beni karıştırmayın. Bir arkadaşım belki de benim adımı kullanarak bazı kişilerin internette katılmadığım bazı sitelerde şahsıma zarar verebilecek bazı aktivitelerde bulunabileceğine dair bir komplo teorisi üretti ama bu görüşün doğru olabileceğine de ihtimal vermiyorum :) Blogumda adı geçen üyeliklerimin dışında herhangi başka aktivitelerimin olmadığını ve şahsım ya da ürünlerimize ya da şirketimize yöneltilen varsa ciddi ithamlara da yalnızca şirketimizin ya da şahsımın resmi açıklamayla yanıt vereceğini de belirtmek isterim. Eğer ileride, bahsettiğim arkadaşımın komplo teorisinin gerçek olabileceğini ispatlayan bir bilgi edinirseniz, bize ihbar etmekten de çekinmeyin :) "Ben olmayan benler"e karşı da dikkatli olun. Saygılarımla.

07 Dec 2007

(0)



Sen Rahat Uyu Atam

Mustafa Kemal, Atatürk, 10 Kasım, Türkiye, Gençliğe Hitabe


Bugün, Türk milletinin bağımsızlığı için milli mücadeleyi başlatan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete varışının 69. yıl dönümünde onu saygıyla anıyoruz. Türk milletinin kaderini değiştiren bu eşsiz komutan ve devlet adamını bize gönderdiği için Allah’a şükrediyoruz aslında. Siyah yas elbiseleriyle değil, beyazlar içinde anıyoruz bugün onu. Şu anda, birliğe beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günleri yaşıyoruz. Üzerinde yaşadığımız cennet vatanımız için, milletimiz, devletimiz ve refahımız için en fazla çaba göstermemiz gereken günleri yaşıyoruz. Önderimiz Atatürk’ün en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu mirası korumak ve ileriye taşımak da bizim ödevimiz. Söylenmesi gereken her şeyi aslında yıllar önce söylemiş Mustafa Kemal’in gençliğe hitabesini hatırlatmak istiyorum. EY TÜRK GENÇLİĞİ! Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler. Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır. Bizim bugün yapmamız gereken yegane şey, devletimizi uygar devletler seviyesine ve hatta çıtayı yükselterek bu devletlerin daha da ilerisine taşıyabilmek için, barışı ve adaleti sağlamak ve Türkün gücünü tekrar dünyaya hatırlatmak için olağanca gücümüzle çalışmak, görevimizi en iyi şekilde yerine getirmektir. Atamızın istediği de işte budur. Ona çok şey borçlu olduğumuz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 69. yıldönümünde saygıyla anıyorum.

10 Nov 2007

(0)



8 Gole Rağmen Beşiktaşlıyım :(

Beşiktaş, BJK, Liverpool, Futbol, Taraftar olmak, Hayata bakış, Başarı


Az önce Liverpool'a karşı deplasmanda 8-0 gibi tarihi bir farkla malup olduk. Her maçını izlemesem de, takımın durumunu ayda bir göz attığım puan durumundan ve arada sırada okuduğum spor haberlerinden takip etsem de Beşiktaş taraftarıyımdır. Bu sonuç beni hiçbir maçı kaçırmayan bir taraftarla aynı derecede yaraladı. "Hakem hakkımızı yedi, şu oldu, bu oldu.." gibi ifadelerle takımımı savunacak kadar ne derin bir futbol bilgim var, ne de ortada oynanan kaliteli bir futbol. Ama herşeye rağmen Beşiktaşlıyım ben. Taraftar olmak, taraf olmak da bence budur. Takımını en büyük yenilgide dahi bırakmamak. Hayat böyle çünkü, mutlaka galibiyetlerin yanında yenilgiler de olacak. Karşılaştığımız her başarısızlığın ardından hayata küsmek, içimize kapanmak, takım değiştirmek bizi değersiz kılar. Hayata böyle bakmalıyız. Başarısızlıkların ardından yas tutmak yerine büyük başarılar için çalışmaya koyulmalı, ümitsizliğe kapılmamalıyız. Hayat bir futbol maçı kadar basit değil elbette. Ama mutluluğun sırrı sorunları bir futbol maçı gibi basite indirgemektedir. Sorunları, hataları yok sayıp görmezden gelemeyiz. Hatalarımızla yüzleşmeli, bunları çözmek için çaba sarfetmeliyiz. Yenilginin yarattığı sersemlikle bir futbol maçının skorunu nerelere bağladım görüyorsunuz :) Beşiktaşlı olan ve bu maçta Beşiktaşı destekleyen taraftarlarımızın acısını biraz olsun hafifletebildiysem ne mutlu bana. Saygılarımla.

07 Nov 2007

(2)



Konuşan Notalar

müzik, konuşan notalar, nota, kişisel gelişim, mozart, bernard shaw, yaşam


Çoğumuz, gündelik hayatın yoğun ve yorucu ritmi nedeniyle farklı insanlar oluveriyoruz. Gerçekte olmak istediğimiz insandan çok farklı bir insan. Bir zamanlar küçük bir çocukken kurduğumuz hayaller bizden uzaklaşıyor ağırdan ağıra. Çocukken büyümek isterken; şimdi küçülüvermek, tekrar çocuk olmak istiyoruz. Çocukluğun verdiği o masum ifadeye, tertemiz hayallere, düşlere geri dönmek istiyoruz. Çoğumuz unutuyor hala çocuk olduğunu; masamızdaki evrak yığınından ve yapılacaklar listesinden sıyrıldığımızda yani aslında tek başımıza kaldığımızda ürkek bir çocuktan farklı olmadığımızı unutuyor. Yalnız kaldığımızda aklımıza gelen küçük dizeler hatırlatıyor bize çocukluğumuzu: "mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu...". Müziğin ritmine kapılıp gidiyoruz, eğleniyoruz, en güzel duyguları tekrar yaşıyoruz. Müzik insanları çocuklaştırıyor, her notada her bestede ayrı bir duyguyu anlatıyor. Değerli George Bernard Shaw der ki; Ölümün gölgesi, Mozart'ın müziğinin hiçbir yerine düşmemiştir. Kendi cenaze töreni bile başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Tören bir sağanaktan ötürü dağılmıştı ve nereye gömüldüğü, hatta gömülüp gömülmediği bugün bile bilinmiyor. Mozart ölmemişti bence... İnanın bana, törene katılanlar şemsiyelerini açıp en yakın sığınağa koşarken, o yerinden kalkmış, silkinerek kemiklerini sıradan insanların mezarlığına atmış ve ölümsüzlüğe doğru uçup gitmişti... Müzik, her türlü duyguyu içinde barındırır. Ölümde bile ayrı bir tat vardır. Gökyüzünde uçan martıların yerine koyarız kendimizi; özgürlüğün tadını çıkarırız. Dünyanın katı kurallarından sıyrılırız müzikle. Müzik bize biz olduğumuzu hatırlatır. Hayatı bir müzisyen tadında yaşamalıyız. Hayat bizim için bir müzikal olmalı ve başrolde de biz olmalıyız, biz yönlendirmeliyiz olayları. Her tarafa notalar saçmalıyız. En azılı katil bile çocukluğunda şarkı söylemiştir; insanlara çocuk olmayı hatırlatmalıyız. Dünya belki de sadece bu şekilde yaşanabilecek bir hal alır, kim bilir...

03 Nov 2007

(7)



Kurumsal

Yeacon Software Ltd.
Inube.com - Free Blog Hosting Platform
Cybmas Advertising

Sponsor Links






Search