27
Oct
2011
Inube Sansürlendi (26 Ekim 2011)
Örütbağ Devre Dışı! (11 Haziran 2010)
EN-GEL-LE-YE-MEZ-Sİ-NİZ (5 Haziran 2010)
Yalnızlar Kolay Batar! (19 Mayıs 2010)
Türkiye'nin geleceğine bir engel daha! (19 Eylül 2009)
Yaptığınız Medeniyeti Sansürlemektir! (24 Mart 2008)
Örütbağ Devre Dışı! (11 Haziran 2010)
EN-GEL-LE-YE-MEZ-Sİ-NİZ (5 Haziran 2010)
Yalnızlar Kolay Batar! (19 Mayıs 2010)
Türkiye'nin geleceğine bir engel daha! (19 Eylül 2009)
Yaptığınız Medeniyeti Sansürlemektir! (24 Mart 2008)
24
Mar
2008
Birkaç hafta önce ünlü görüntü paylaşım sitesi YouTube teknolojik bilgiden noksan yetkililerimizin deyişiyle kapatıldı. Daha önce yine birkaç kere, Atamıza saygısızlık yapan ırkçı üyelerinin oluşturdukları ahlak dışı bazı içerikler nedeniyle sansürlenen sitenin bu kez hangi sebeple engellendiğini araştırmadım. Bunu bilmemiz de gerekmez. Hangi sebeple olursa olsun yapılan bu uygulama suçluyu cezalandırmamakta aksine buna sebep olanların hakkımızda ürettikleri kötü tezlerine katkıda bulunarak bizi dünyaya öcü bir ülke olarak göstermektedir.
Yapılan bu sansür uygulaması sadece; ayıp bir şeyle karşılaşan bir annenin, çocuğunun gözlerini eliyle kapatarak onun görmesine engel olmasına benziyor. Gözü kapatılan çocuk dışında, ortamdaki herkes o ayıpla karşı karşıya kalıyor, ayıbı kimse ortadan kaldırmıyor. Bizim kapattığımızı sandığımız siteye ve içeriğe bizim dışımızda herkes ulaşabiliyor.
Diğer taraftan, kendilerini uyanık sanan birkaç (sermayesi) büyük yerli firma, sansürlenen yabancı rakiplerinin bu durumundan faydalanmak adına yayınladıkları ilginç reklamlarla durumdan yararlanarak ceplerini doldurmaya çalışıyor. Bu da, büyük olmanın sermaye rakamlarıyla değil ahlak değerleriyle ölçüldüğünü bilen halkımıza yapılmış bir başka ayıp olarak hafızalara kazınıyor.
Sansür uygulayarak suçu engellediklerini sananların ya da bu gibi olaylardan yararlanmaya çalışan fırsatçıların uygulamalarına aslında uzun zamandır şahit oluyoruz. YouTube bir ilk ve tek değil. Çoğumuz, uzunca bir zamandan beri sansürü kaldırılmayan WordPress gibi sitelerin ismini bile unuttu.
Onlarla rekabet etmeye çalışıyor olmama rağmen, WordPress'e uygulanan sansür beni en fazla sinirlendiren örneklerden bir tanesi. İnternetin sınırlarının, ülke sınırlarıyla eşleştirilmesine sebep olan ve insanlarımızı öteki dünyadaki insanlarla iletişimden alıkoyan zihniyete karşı sesimizi çıkartmazsak, olanları görmezden gelirsek, dahil olmak istediğimiz çağdaş medeniyetten daha da uzaklaşmış olacağız. Bugün onlara yapılan yarın bize de yapılır düşüncesiyle hareket etmeli, özgür ve evrensel bilgiye ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız.
Lütfen bu olanlara kayıtsız kalmayalım, kaybeden biz olmayalım!
Saygılarımla.
16
Jan
2008
Henüz birkaç gün oldu, Kabataş'tan otobüse binip otele doğru gidiyordum. Yanıma benden en fazla birkaç yaş daha genç bir üniversite öğrencisi oturdu. Elinde ders notlarının fotokopisi, büyük olasılıkla yaklaşan final sınavlarına çalışıyor. Otobüste bile ders çalışan bu zamanı dar kişinin elindeki notlar ilgimi çekti, göz ucuyla inceledim. Önce İngilizce cümleler dikkatimi çekti, daha sonra matematiksel ifadeler. Ardından Fransızca açıklamaları görüverdim, bazı yerlerde de Türkçe notlar düşülmüş. Muhtemelen mühendislik öğrencisi bu zamanı dar, azimli ve çok çalışan genç arkadaş, analiz dersini İngilizce, Türkçe ve Fransızca dillerine başvurarak anlamaya çalışıyordu.
Belki analiz dersinin zorluğundan, belki de üç dilde çalışmak zorunda olduğundan olsa gerek; otobüste yolculuk ederken bile zamansızlığından ötürü matematik çalışıyordu. Derslerimi anadilimde görmenin verdiği rahatlıkla yüzümü bu sefer sahile çevirip o eşsiz Boğaz'da uçan martıları seyrederken aniden az önceki öğrencinin telefonu çaldı. Bu sefer, kulaklığını takarak çağrıya yanıt veren öğrencinin konuşmalarına tanık oldum. Arayan okuldan arkadaşıydı. O gün oldukları tarih dersi sınavını tartışıyorlardı. Türkçe, İngilizce ve Fransızca konuşarak birbirlerine Meclis-i Mebusan'ın kuruluşundan bahsediyorlardı. Bu manzaraya tanık olmaya daha fazla dayanamadım ve Bebek'te otobüsten inerek yoluma yürüyerek devam ettim.
O günden bu yana düşünmeye devam ediyorum: "Acaba bir genç matematik öğrenmek için üç lisan bilmek zorunda mıdır? Ya da en azından kendi ülkesinin tarihini kendi anadilinde öğrenmeye hakkı yok mudur?".
Bu hakkı elimizden alan yöneticiler acaba bizim bir şeyi tek dilde anlayamayacak kadar aciz bir millet olduğumuzu mu düşünüyorlar yoksa ülkemizi katletme çabalarının arkasında bazı gizli planları mı var?
Elbette farklı kültürlerle kaynaşmak, onları tanımak, dünyayla bağ kurmak için yabancı diller öğreniyoruz ve öğreneceğiz. Ancak farklı dillerin, kültürlerin, ders kitaplarımıza eğitim ve öğretimimize girmesinin gereği var mı? Ülkemizde bilim üretilememesinin, makale ve atıf bile yayınlanamamasının nedenini pek uzaklarda aramamak gerek. Öyle ki, üç dört dilde bilim öğrenmiş bilimadamlarımız (!) makalelerini hangi dilde yazacaklarına henüz karar verememiş, düşünmekle meşgul olsalar gerek.
10
Nov
2007
Bugün, Türk milletinin bağımsızlığı için milli mücadeleyi başlatan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete varışının 69. yıl dönümünde onu saygıyla anıyoruz. Türk milletinin kaderini değiştiren bu eşsiz komutan ve devlet adamını bize gönderdiği için Allah’a şükrediyoruz aslında. Siyah yas elbiseleriyle değil, beyazlar içinde anıyoruz bugün onu.
Şu anda, birliğe beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günleri yaşıyoruz. Üzerinde yaşadığımız cennet vatanımız için, milletimiz, devletimiz ve refahımız için en fazla çaba göstermemiz gereken günleri yaşıyoruz. Önderimiz Atatürk’ün en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu mirası korumak ve ileriye taşımak da bizim ödevimiz. Söylenmesi gereken her şeyi aslında yıllar önce söylemiş Mustafa Kemal’in gençliğe hitabesini hatırlatmak istiyorum.
EY TÜRK GENÇLİĞİ! Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler. Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.Bizim bugün yapmamız gereken yegane şey, devletimizi uygar devletler seviyesine ve hatta çıtayı yükselterek bu devletlerin daha da ilerisine taşıyabilmek için, barışı ve adaleti sağlamak ve Türkün gücünü tekrar dünyaya hatırlatmak için olağanca gücümüzle çalışmak, görevimizi en iyi şekilde yerine getirmektir. Atamızın istediği de işte budur. Ona çok şey borçlu olduğumuz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 69. yıldönümünde saygıyla anıyorum.
29
Oct
2007
Yüzyıllar boyu tarihe yön vermiş, dünyayı yönetmiş bir milletin torunları kurdu bu cumhuriyeti. Yüzlerce kez devlet kurmuş, onlarca milleti bir arada huzur içinde yaşatmayı başarabilmiş bir milletin torunları, altı asırlık koca bir imparatorluğun mirasçıları kurdu bu devleti. Bugün bu henüz genç cumhuriyetimizin seksen dördüncü yılını kutluyoruz. Devlet yönetme ve millet olma sanatını asırlar boyu dünyaya öğreten milletimiz, bugün bu karışık günlerde dahi başını dik tutarak, kimsenin önünde eğilmeden bu bayramını kutlamayı şükürler olsun başarabiliyor.
Tarihimizin başlangıcından beri savaşan bir milletiz, düşmanları bir an olsun eksilmeyen. Anadolu’ya dört yüz kişi ile geldiğimizde de, Dünya Harbi’nde de, bugün de savaşmaya devam ediyoruz. Devletimizi ve milletimizi korumak için, barışı sağlamak için. Bugün hala teröristlerle ve onların arkasındaki asıl düşmanlarımızla gerek askeri gerek diplomatik savaşımıza devam ederken, her gün duyduğumuz şehit haberlerine yenileri ekleniyor. Biz bugün meydanlarda toplanarak, her şehit haberinde gözlerimiz yaşlanırken dik duruşumuzu sergileyerek bunlara alışmadığımızı ve hiçbir zaman da alışamayacağımızı ve birliğimizi, bütünlüğümüzü hiç kimsenin bozmayı başaramayacağını tüm dünyaya gösteriyoruz.
Mehmet Akif Ersoy'un şu dizelerini unutmayalım:
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, Toplu attıkça sineler,onu top sindiremez Sen! Ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır; Milletler için işte kıyamet o zamandır...Akif’in dediği gibi, "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!" Daha güçlü bir Türkiye için milletimizi birlik olmaya, yaptığımız işi en iyi şekilde yapmaya, güzel günler için çok daha fazla çalışmaya davet ediyorum. Hepimizin Cumhuriyet bayramı kutlu olsun. "Ne mutlu Türküm diyene!" Mustafa Kemal Atatürk.
(0)
kurnaz

